Tarih
Hazırlayan
Günlük hayatımızda veya ticari hayat içerisinde bazı durumlar, belgeleri okumadan imzalamayı ve beyaza (açığa) imza atmayı zorunlu kılabiliyor. Bu gibi haller genel olarak karşımıza muhataba duyulan güven sebebiyle çıkmaktadır. Kişilerin birbirlerine duyduğu güven sebebiyle gerçekleştirmiş olduğu işlemin sonucunun tasavvur edilememiş olmasının sonuçları öğretide tartışma konusu olmuştur. Bununla birlikte sözleşmenin kurulmasında yanılmanın etkisi ve sonuçları hakkında da yazarlar arasında görüş farklılıkları bulunmaktadır.
Okunmadan imzalanan belgenin ve beyaza imzanın, kişinin iradesini yansıtmadığının düşünüldüğü durumlarda veya taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak metnin doldurulduğu hallerde, ispatın ne şekilde yapılması gerektiği öğretide tartışma konusu olduğu kadar yıllar içerisinde Yargıtay kararlarında da farklılık göstermiştir. Bugün gelinen noktada söz konusu durumların ne şekilde ispatlanması gerektiği Yargıtay kararlarında sabit halinde gelmiş olmasına rağmen kimi durumlarda verilen kararlara eleştiriler devam etmektedir.
Taraflar arasındaki hukuki ilişki incelenirken kuşkusuz göz ardı edilmemesi gereken bir durumda bu belgelerin üçüncü kişilere etkisidir. Birbirinden farklı ihtimallere göre, kişinin veya tarafların iradelerini yansıtmayan belgelerin, iktisap eden üçüncü kişi yönünden geçerliliği ile üçüncü kişinin haklarının ne olduğuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
Beyaza imza genel olarak, bir kimsenin muhatabına veya üçüncü kişiye, tarafların anlaştıkları hususları daha sonra yazılmak üzere vermiş olduğu, imzalı boş bir belge olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar imzalı boş bir belge verilmeden evvel, tarafların metinde geçecek konularda anlaşmış oldukları varsayılsa da, imzalı boş bir belge karşı tarafa teslim edildikten sonra da, imzalayanın ileteceği talimatlara göre de yazılması mümkündür.
Yargıtay beyaza imza ile ilgili olarak uygulamada, muhataba güvenilerek teslim edilen imzalı boş kağıdın, daha sonra imzayı verenin arzusu dışında doldurulmasından kaynaklı sıklıkla sorunlar yaşandığını belirtmektedir. Kişinin, çalışanına vize işlemlerinde kullanılmak üzere beyaza imzalı boş belge teslim etmesi fakat çalışanı tarafından belgenin borç senedi haline getirilmesi gibi durumlar uygulamada çokça yaşanmaktadır.(1) Yargıtay bu gibi durumlarda imzalı boş belgeyi muhataba veren kişinin, metnin arzusu dışında doldurulma ihtimalini göze aldığı görüşündedir. Bu haliyle de meydana gelebilecek rizikoları imzayı atarken kabul ettiği kabul edilmektedir.
Bir kimse tarafından imzalanarak muhataba teslim edilen kağıdın tamamen boş olması durumunda tam beyaza imzadan, kağıdın kısmen boş olması durumunda ise kısmi beyaza imzadan söz edilebilir.(2)
Açığa imza suretiyle verilmiş boş bir belge, kanunun geçerlilik şekline bağladığı hukuki işlemin gerçekleşmesine yönelik olabileceği gibi, yasal bir şekle bağlı olmayan hukuki işlemin yapılmasına ilişkin de olabilir.
Maddi anlamda beyaza imza ile, şekli manada beyaza imza olguları karşımıza çıkmaktadır. Maddi anlamda açığa imzada, boş belgeyi imzalayan kimseyle belgeyi dolduracak olan muhatap arasında, boş belgenin ne şekilde doldurulacağına ilişkin anlaşma bulunmaktadır. Boş belgeyi imzalayan tarafın irade beyanı ve irade beyanında riayet edilmesi gereken hususlar belirlenmektedir. Şekli anlamda beyaza imzada ise, imzalı boş belgeyi veren kimse, belgenin ne şekilde yazılması gerektiğini ve irade beyanının içeriğini muhataba bildirmektedir. Maddi ve şekli anlamda beyaza imza arasındaki fark, belgeyi yazacak olan muhatabın belgeyi doldururken serbest olmaması şeklinde ifade edilebilir. Başka bir ifadeyle, şekli manada irade açıklamasının içeriğinin nasıl olacağı belli fakat maddi anlamda belirlenebilir durumdadır. Maddi anlamda beyaza imza sırasında, imzayı veren kişinin iradesi, şekli anlamda olduğunun aksine, belli değildir.
Beyaza imzalı boş belgeyi doldurmak üzere teslim alan kişi, irade açıklamasına uygun olarak ve tarafların önceden anlaşmış olduğu konuda metni doldurmak üzere imza sahibinden bir yetki almış olduğu kabul edilmektedir. Bu yetkinin, irade açıklamasına aykırı olarak kullanılması durumlarda sorunlar yaşanmaktadır. İmzalı boş belgeyi doldurmak için teslim alan muhatap, taraflar arasında anlaşılan hususların aksine metni düzenlemesi durumunda; sözleşmenin kurulup kurulmadığı, güven ilkesinin sözleşmenin kurulmasına etkisi ve yanılma hükümlerinden yararlanılıp yararlanılamayacağı konuları gündeme gelecektir.
Karşı tarafın doldurması için verilmiş boş belgeyi dolduran tarafın yetkisinin, temsil yetkisi olup olmadığı tartışmalıdır. Öğretide bir görüş, belgeyi dolduran muhatabın durumunun temsilcinin durumu ile aynı olduğunu savunmaktadır. Bir kimsenin sonradan doldurulmak üzere imzalayıp boş bir kağıdı karşı tarafa vermesi, namına hukuki bir işlem yapılması için temsil yetkisi niteliğinde bir belge verilmesiyle eşdeğer olduğu kabul edilmektedir. Temsil yetkisinin karşı tarafa tanınması, temsil edilen adına irade beyanında bulunulması anlamına gelmektedir. Bir kimseye, imzalı boş bir kağıdın sonradan doldurulmak üzere teslim edilmesi de, belgeyi imzalayan adına irade açıklamasında bulunma olanağını tanımaktadır. Temsilcinin veya boş belgeyi doldurmak üzere teslim alan kimsenin daha sonra işlemi yaparken, belgeyi imzalayan kişinin irade açıklamasının dışına çıkması veya temsil ettiği kimsenin vermiş olduğu yetkiyi aşması halinde doğacak sonuçların aynı olduğu savunulmaktadır.
Diğer bir görüşe ise, beyaza imzalı kağıdı teslim alan muhataba, belgeyi doldurmak için imza sahibi tarafından tanınan yetkinin, temsil yetkisi olmadığını savunmaktadır. İmzalı boş belgenin doldurulması için kendisine teslim edilen kimsenin görevi, imza sahibine ait irade açıklamasına uygun olarak belgeyi tamamlamasıdır. Adi yazılı şekle bağlanmış bir işlemin, temsilci olarak başkası namına yapılması için imza sahibinin temsilci olması gerekmektedir. Çünkü adi yazılı şekle uygun irade açıklamasında, temsilcinin iradesi olduğu kabul edildiğinde, imza sahibinin de temsilci olması gerekmektedir. Söz konusu yetki temsil yetkisi olmadığından, sonradan geri alınmasının olanağı bulunmamaktadır.
Beyaza imzalı boş bir belgenin, karşı tarafça anlaşmaya uygun olmayarak doldurulması halinde, imzayı atanın başvurabileceği hukuki imkanlardan yanılma konusunda öğretide görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bununla beraber açığa imzada yaşanan problemlerin çözümlenmesinde kabul edilen güven teorisinin uygulanmasında yazarlar yönünden görüş ayrılıkları mevcuttur.
Doktrinde bir görüş, beyaza imza konusunda yanılmanın söz konusu olmayacağını belirtmektedir. Bu görüşü savunan yazarların argümanlarından ilki, beyaza imza atmak suretiyle boş kağıdı doldurmak üzere karşı tarafa teslim eden kişi, aralarındaki anlaşmaya aykırı şekilde metnin yazılacağını bilebilecek durumda olduğudur. Beyaza imzayı atan kişi söz konusu riski, belgeyi muhataba teslim ederken peşinen almıştır. Söz konusu durumda, muhataba duyulan güvenin kötüye kullanılması gerçekleşmiş olmaktadır. Bu sebeple beyaza imzayı atan kişi, almış olduğu riskten dolayı yanılma hükümlerinden yararlanamamaktadır.(3) Bu görüşü savunan diğer bir argüman ise, beyaza imza atıp boş belgeyi karşı tarafa teslim eden kişinin, sonradan doldurulacak metinle ilgili herhangi bir tasavvuru yok ise yanılma hükümlerinden söz edilebilmesinin mümkün olmadığından bahsetmektedir.
Bu haliyle, beyaza imzalı boş kağıdın taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğinde, imzayı atan kişinin hataya düşmüş olduğunun kabulü geçerli olmadığı gibi, aldatılmış olamayacağı da kabul edilmektedir. Bu gibi durumlarda irdelenmesi gereken husus, güven teorisine göre sözleşmenin kurulup kurulmadığı olacaktır. Başka bir ifadeyle söz konusu metni dolduran muhatabın, beyaza imzalı boş kağıdı veren kişinin gerçek iradesine aykırı bir şekilde düzenlediğinin farkında olup olmaması durumunda sözleşmenin geçerliliği tartışılmaktadır.(4)
Diğer görüşe göre, bazı durumlarda yanılma hükümlerine müracaat edilebileceği savunulmaktadır. Bu görüşü savunan yazarların bir kısmına göre, yine beyaza imzalı boş belgenin anlaşmaya aykırı şekilde düzenlenmesi halinde yanılma hükümlerine müracaat edilemeyeceğini söylemekle birlikte, korkutma veya aldatma ile imzalı boş metnin alınması halinde bir sakatlığın söz konusu olabileceğini savunmaktadırlar. HMK hükümleri uyarınca bu yanılmanın tanıkla ispatı mümkün olmayacağı için ancak, aksinin senetle ispatlanmasının olanak dahilinde olduğu görüşündedirler. Beyaza imzalı boş belge karşı tarafa teslim edilirken, karşı taraftan boş belge teslim aldığına ilişkin bir belgenin alınma imkanı olmasına rağmen almayan kimsenin, hukuken korunmaya değer olmadığını düşünmektedirler.
Bu görüşü savunan diğer yazarlar, beyaza imzalı boş belgenin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı düzenlenmesi halinde, yanılma hükümlerinin uygulanabileceği ancak muhatabın güveninin korunmaya elverişli olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Yazarlardan bir tanesi, imzalı boş kağıdı teslim alan kişinin belgeyi doldururken sözleşmeye aykırı düzenlediğinin farkında değilse ve güven teorisine göre farkında olması da gerekmiyorsa, imza atan kişinin yanılma hükümlerinden yararlanacağı görüşündedir. Başka bir yazar da, kendisine doldurulması için teslim edilen beyaza imzalı boş kağıt düzenlenirken, hakkaniyete uygun hareket edip etmemek bağlamında değerlendirmektedir. Söz konusu beyaza imzalı boş kağıdı, taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurduğunun farkında değilse veya bilmiyorsa, hakkaniyete uygun hareket ettiğinin kabulü ile sözleşme kurulmuş olacaktır. İmza sahibi bu durumda yanılma hükümlerine dayanabilecektir. Muhatap bu yetkisini kötüye kullanır ise, imza sahibinin sonradan düzenlenen metin sebebiyle sorumlu olmadığının kabulü gerekecektir. Bahsedilen bu durumlarda her ne kadar imza sahibi metin içeriğiyle bağlı olmasa da, muhatap, imza sahibinin gerçek iradesine göre önceki anlaşmaya bağlı olduğunu ileri sürebilecektir.
Bu görüşe örnek olarak, bir kimsenin bankaya olan borcuna karşılık kefil 60.000 Mark üst sınırından kefalet vermek istemekte iken, banka bu tutarı 250.000 Mark olarak sözleşmeye aykırı olarak doldurmuştur. Bankanın bu talebi kefile karşı ileri sürebilmesinin olanağı bulunmamakla birlikte, kefilin iradesini yansıtan 60.000 Mark tutarındaki bedeli talep etme imkanı bulunmaktadır. Bu durumda kefil, hak ettiğinden daha fazla korunmamalıdır.(5)
Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararda ise, açığa imza atan kişi, başkasının borcundan dolayı 150.000.-TL üst limitle kefil olmuştur. Daha sonra banka tarafından, sözleşmenin boş olan sayfaları doldurularak kefalet limiti 3.500.000.-TL’ye yükseltilmiş ve kefilden söz konusu tutar talep edilmesine rağmen Mahkeme talebin geçersiz olduğuna karar vermiş ve Yargıtay’da kararı onamıştır. Mahkeme bu kararında bankanın talebini, kefilin ikrarı olsa bile, kefalet miktarı belirtilmediğinden reddetmiştir ve açığa imza atanın kefalet sözleşmesinden dolayı borçlu olmadığına karar vermiştir.(6)
Beyaza imzanın geçerli olduğu, boş kağıdın sonradan doldurulması halinde, tarafların arasındaki anlaşmaya uygun düzenlendiği karine olarak kabul edilmektedir. Yargıtay, boş kağıda imza atan kişinin iradesine veya tarafların arasındaki anlaşmaya aykırı olarak metnin doldurulduğunun, HMK m.201 uyarınca tanıkla ispat edilemeyeceğini kabul etmektedir.(7) Bu haliyle, söz konusu metnin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak düzenlenmesi durumunda, ispatın nasıl yapılacağı ve kime ait olduğu sorunu ortaya çıkmaktadır. Genel kanı, metnin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispat etmesi gerekenin beyaza imzayı veren tarafın olduğudur.(8)
Bir olayda; dava konusu imzalı belgeyi veren kişi, evin abonelik işlemleri için imzalı belgenin verildiğini fakat muhatap tarafından, anlaşmaya aykırı olarak inanç sözleşmesi şeklinde doldurulduğundan bahisle belge ile bağlı olmadığını iddia etmektedir. Yargıtay kararında, beyaza imzayı atan kişinin, boş kağıdı muhataba teslim ederken, verilen boş belgenin muhatap tarafından anlaşmaya aykırı şekilde doldurulabileceğini öngörmesi gerektiğinden bahsetmektedir. Beyaza imzalı belgenin, kişinin arzusuna aykırı şekilde düzenlendiği ispatlanmadığı sürece geçerli olduğu ve bu ispatın tanıkla yapılamayacağına değinmektedir. (9)
Yargıtay başka bir kararında yine, açığa imza atanın elinden çıkan belgenin, hata veya aldatma ile elinden alındığı sabit olmadıkça, ancak yasal delillerle kanıtlanabileceği ve metnin sonradan doldurulduğunun tanıkla ispat edilemeyeceği görüşündedir.(10)
Açığa atılan imzada metnin, taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak yazıldığı iddiası, senede karşı senetle ispat zorunluluğu kapsamında ele alınması gerekmektedir. HMK 203/ç maddesinde, senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında irade bozukluğundan bahsediliyor olsa da, bu hükümden yararlanabilmek için, söz konusu belgenin korkutma veya aldatma yoluyla imzayı atandan alınması gerekmektedir.
Yargıtay’ın 24.03.1989 tarihli İçtihadı Birleştirme kararında, senetle ispatın bazı istisnalarının HUMK’da düzenlendiğine ve bu istisnalar dışında, ileri sürülen iddiaların senetle ispatlanması gerektiğinden bahsetmektedir. Kararın devamında, beyaza imzalı boş kağıdı muhataba veren kişinin, karşı tarafa güvendiğini ve buna dayalı olarak da muhtemel rizikoları göze aldığının kabulü gerektiğini belirtmektedir. Kararda, beyaza imzalı boş kağıdın iradesine aykırı olarak doldurulduğunu iddia eden kişinin iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiğine ve HUMK yönünden tanıkla ispat edemeyeceği şeklinde bahsetmektedir.(11)
Başka bir olayda, boş kağıda imza atan davalı, metnin, taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu iddia etmektedir. Mahkeme davalının lehine karar vermesine karşın Yargıtay, beyaza imza atan kişinin, daha sonra metnin kendi arzusuna aykırı olarak doldurulabileceği ihtimalini göze aldığının kabul edilmesi gerektiğini ve ispatın sadece kesin delille yapılması gerektiğinden, başka bir deyişle ispat yükünün beyaza imza atan tarafta olması ve yazılı delille ispat edilmesi zorunlu olduğundan Mahkeme’nin kararını bozmuştur.(12)
HMK’ya göre tanık dinletilebilmesi için, irade bozukluğunun, beyaza imzalı kağıdın, kişinin elinden çıktığı sırada olması gerekmektedir.(13) İşbu durumda yanılma hükümlerine başvurulamayacağından sadece korkutma ve aldatma halinde söz konusu olacaktır.
Bir olayda, kooperatifte yönetici olan kişi, kooperatifteki işlerde kullanılmak üzere boş kağıtları imzalayıp, kooperatifteki üyeye teslim etmiştir. Daha sonra beyaza imzalı boş kağıt, üçüncü bir kişi tarafından hileli bir şekilde ele geçirildiği iddiasıyla doldurularak, beyaza imza atan kişi borçlandırılmıştır. Mahkeme, beyaza imza şeklinde düzenlenen senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı delile ispatlanması gerektiğinden ve yemin teklifinde de bulunulmadığından davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay, Mahkeme’nin vermiş olduğu kararda yerleşik içtihatların, yanlış şekilde yorumlanarak dayanak aldığını tespit etmiştir. Yerleşik içtihatlarda, beyaza imzalı boş kağıdın muhataba teslimi, kişinin rızasıyla gerçekleşmektedir. Başka bir ifadeyle, muhataba verilen beyaza imzalı boş kağıt, tarafların arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğundan bahsedilmektedir. Halbuki dava konusu olayda davacı, belgenin ele geçirilmesi yönünden hile hükümlerine dayanmış olduğundan, durumun tanıkla ispat edilebileceğinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu haliyle, diğer ispat olanakları değerlendirilmediği için Yargıtay, Mahkeme’nin kararını bozmuştur.(14)
Bir kimsenin beyaza imza yoluyla vermiş olduğu boş kağıdın, tarafların arasındaki anlaşmaya aykırı şekilde yazılması halinde, belgeye dayanan üçüncü kişinin iyi niyetinin korunup korunmayacağı iki halde kendini göstermektedir. Birinci durumda örneğin, mevcut bir borç için kefil olmak isteyen kişi, muhataba beyaza imzalı boş bir belge verir ve belgenin kefalet sözleşmesi şeklinde düzenlenmesini talep edebilir. Bu durumda söz konusu belgenin muhatabı, onu dolduracak olan kişi değil, muhataptan alacaklı olan üçüncü kişi olacaktır. Borçlu tarafından kefalet sözleşmesi şeklinde doldurulan belge, alacaklı üçüncü kişi tarafından kabul edilmesiyle birlikte kefalet sözleşmesi kurulacaktır. Beyaza imzalı boş belgeyi teslim alan borçlu, aralarındaki anlaşmaya aykırı şekilde belgeyi doldurması halinde ise, beyaza imzayı veren kimseyle bu belge ile aralarında kefalet sözleşmesi kurulan alacaklı arasında ihtilaf yaşanması durumu söz konusu olacaktır. Bu halde, iyiniyetli alacaklının güveninin korunup korunmayacağı hususu ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir duruma göre ise, beyaza imzalı boş belgeyi, tarafların aralarındaki anlaşmadan daha yüksek bir bedelle dolduran muhatap, belgeye dayalı alacak hakkını iyiniyetli üçüncü kişiye devretmesi halinde, üçüncü kişi alacaklının iyi niyetinin korunup korunmayacağı konusudur.
Üçüncü kişi alacaklının güveninin korunmasını kabul eden görüşte iki farklı çözüm yolu bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, beyaza imzalı belgeyi teslim eden kişi, belgenin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu ve kendisinin bu belgeyle sorumlu tutulamayacağını iddia edebilir. Söz konusu durumda, MK.988 de yer alan haliyle, emin sıfatıyla zilyetten iyi niyetle ayni hak kazanılması gibi, iyi niyete hak kazandırabilecek bir durum da bulunmamaktadır. Bu durumda, iyi niyetli üçüncü kişilerin, anlaşmaya aykırı doldurulan belgeye dayalı olarak hak kazandıklarından bahsedilemeyecektir. Diğer taraftan, belgeye güvenen üçüncü kişinin de iyi niyetinin korunması gerekecektir. Bu haliyle, boş kağıda imza atmak suretiyle karşısındaki kişiye doldurması için belgeyi teslim eden kişinin, belgeye güvenerek işlem yapan üçüncü kişinin zararlarını karşılaması doğru olacaktır.
Diğer bir çözüm yolu olarak kabul edilen görüşte ise, beyaza imzalı belgenin doldurulması için karşı tarafa veren kimsenin, iradesine aykırı şekilde belgenin doldurulmasıyla, belgeye güvenip işlem yapan üçüncü kişinin iyi niyetinin korunması gerektiğini ve bu belgeye dayanarak imza sahibine müracaat edebilmesini savunmaktadır. Çünkü, beyazı imzalı boş kağıdı teslim alan kişinin, güveni kötüye kullanıp, tarafların arasındaki anlaşmaya aykırı olarak belgeyi doldurma ihtimali bulunmaktadır. Beyaza imzalı belgeyi teslim eden kişinin de bu rizikoyu göze aldığı ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre de, rizikoyu taşıması gereken kişi, belgeye güvenip işlem yapan üçüncü kişi değil, beyaza imzalı belgeyi teslim eden kişi olmalıdır.(15)
Bu haliyle Türk hukukunda hakim olan genel kanı, “kimsenin sahip olduğundan fazlasını devredemeyeceği” ilkesini, “yaratılan hukuki görüşün sonuçlarına katlanma” ilkesiyle sınırlandırmakta olduğudur. (16)
Temsil yetkisine yönelik düzenlemelerde, bu görüşü destekleyecek durumlar bulunmaktadır. Temsil yetkisini ve içeriğini üçüncü kişilere bildiren temsil olunan, bildirimiyle bağlıdır. Bu nedenle temsil edilenin iç ilişkide kısıtlamaya gitmesi durumunda, önceden bildirimde bulunduğu iyi niyetli üçüncü kişilere karşı bu kısıtlamaları ileri sürememektedir. Ortaya çıkan hukuki durumu yaratan kişi, bu duruma dayanarak alacak hakkını devralan üçüncü kişiye karşı muvazaa iddiasında bulunamamaktadır. TMK 988’de taşınırın zilyetliğinin rıza ile elden çıktığı halde, emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli olarak hak kazanan kişinin hakkı korunmaktadır.
Bununla beraber şayet üçüncü kişi, beyaza imzalı belgenin tarafların arasındaki anlaşmaya aykırı olarak veya beyaza imzalı boş kağıdı verenin iradesine aykırı doldurulduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyor ise bu durumda üçüncü kişinin iyi niyetinden söz edilemeyecektir. Beyaza imzalı boş belgeyi veren kimse muhataba ileri sürebileceği iddiaları, üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilecektir.
Beyaza imzalı belgenin aldatma veya korkutma ile kişinin elinden alındığı düşünüldüğünde ise, doktrinde iyi niyetli üçüncü kişinin menfaatinin değil beyaza imzalı belgeyi veren kişinin haklarının korunacağı benimsenmektedir.
Bir kimsenin, arzusuna uygun olmadan hazırlanan metni, arzusuna uygun olduğunu sanarak imzalaması halidir.(17) Söz konusu metin ile irade arasında uyumsuzluk bulunmaktadır. Bu durum eksik okuma veya okuduğunu anlamama şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.
Söz konusu durum incelenirken dikkat edilmesi gereken husus sözleşmenin, metnin içeriğine göre mi kurulduğu ile durumun fark edilmesinden sonra yanılma hükümlerinden yararlanılıp yararlanılmayacağı konusudur.
Kural olarak kabul edilen, okumadan imzalanan metnin içeriği, imzayı atan tarafından kabul edilmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle belgeyi imzalayan tarafından metnin içeriğini bildiği ve kabul ettiği varsayılmaktadır. Bununla beraber, karşı taraftaki muhatabın güven ilkesi gereğince, metni imzalayanın iradesine uygun halde hazırlandığını düşünüyor ve dürüstlük kuralı gereği iradesine uygun olmadığını anlamamış olması halinde, metni imzalayan kişi metin içeriği ile bağlı olacaktır.(18)
Diğer taraftan muhatap, söz konusu metnin içeriğinin, imzalayan kişinin iradesini yansıtmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, metni imzalayan kişi metinle sorumlu tutulamayacaktır. Bu durumda iki olasılık söz konusudur. İlkinde, muhatabın, metni imzalayan kişinin iradesini bilmemesi veya bilmesinin gerekmediği durumda sözleşmenin kurulmadığıdır. Örneğin muhatap, sözleşmedeki cezai şartın olduğunu bilmesine karşın, metni imzalayacak kişinin bu şartı bilmediğini düşünerek şayet bunu belirtmesi halinde, metni imzalamayacağını düşünmesidir. Bununla beraber metni imzalaması konusunda ikna etmesi halinde aldatma hali de söz konusu olacaktır. Bu durumda yanılma hükümlerine gitmeye gerek kalmayacaktır. Diğer olasılıkta ise, muhatap tarafından metni imzalayacak olan kişinin iradesinin biliniyor veya bilinebilecek durumda olması halidir. Bu durumda sözleşme, metni imzalayan kişinin gerçek iradesine göre kurulacaktır.
Yanılma hükümlerine başvuru imkanı ise, okumadan imzalanan metnin sözleşme içeriğine göre doldurulduğu hallerde bulunmaktadır. Metni okumadan imzalayan kimsenin sözleşmeyi iptal edebilme durumunda iki ihtimalin birbirinden ayrılması gerekmektedir. İlk ihtimale göre, okumadan metni imzalayan kimse, metnin içeriğinin arzusu dışında sonuçlar doğurabileceği ihtimalini peşinen göze almış ve metni dolduracak kişinin iradesini kabul etmiş halidir. Yargıtay’da bu görüşte olup, bir takım yazarlar, okunmadan imzalanan metnin muhatapta güven oluşturduğu için dürüstlük kuralı gereği yanılma hükümlerine dayanılmayacağından bahsetmektedir. Aksi görüş ise, yanılma hükümlerine dürüstlük kuralı sebebiyle gidilemeyeceği değil, metni imzalayan kişinin hataya düşmemiş olmasından kaynaklandığıdır.(19)
Okunmadan imzalanan metne ilişkin bilgisizlik sebebiyle yanılma hükümlerine dayanılamayacağı kuralı doktrinde bazı hallerde istisnalar getirmektedir. Bir görüşe göre kişi, okunmadan imzalanan metin hakkında bilgi sahibi değilse, başka bir ifadeyle hesaba katması gereken hususlar hakkında herhangi bir fikri olmadan metni imzalamış ise, sözleşmenin iptal edilebilmesi mümkündür. Diğer bir görüşe göre de, okunmadan imzalanan metindeki olağandışı konuların, muhatap tarafından biliniyor veya bilinmesi gerekiyor olduğu durumlarda, bu konular sözleşme içeriğine dahil olmadığı için ortada iptali gerektiren bir durum söz konusu olmayacaktır.
İkinci ihtimalde ise, ilk ihtimalden farklı olan kısmı, okunmadan belgeye imza atan kişinin metnin içeriğine dair ufak da olsa fikrinin bulunmasıdır. Okunmadan metni imzalayan kimse, metni daha sonra değerlendirdiğinde olmasını arzu ettiği kaydın metin içeriğinde bulunmaması durumunda, açıklamada yanılma hükümlerine başvurabilecektir.(20) Fakat açıklamada yanılma hükümlerine başvurabilmek için, sözleşmenin ikinci derecede unsurlarında hataya düşmüş olunması gerekmektedir. Makbuz imzaladığını düşünen kişinin ibraname imzalaması örnek olabilir. Bu durumda imza atan kişinin ihmali olduğundan, sözleşmenin iptal edilmesi halinde, imzaya atan kişi karşı tarafın olumsuz zararlarını ve hatta bazı hallerde ise olumlu zararlarını dahi tazmin etmek durumunda kalacaktır.
Okunmadan imzalanan belgeyi imzalayan kişinin, metnin içeriğinin arzusuna göre olmadığı iddiasıyla sözleşmenin kurulmadığını, beyaza imzada olduğu gibi, HMK .m.201 gereği senede karşı senetle ispat etmek zorundadır. Okunmadan imzalanan belgede yanılma hükümlerinden yararlanmak isteyen kişi öncelikle, yanılmayı objektif olgularla ispat edebilmesi gerekmektedir. Ancak bu durumda, HMK 203/ç maddesindeki istisnai hallerden yararlanma imkanı bulabilecek ve her ne kadar tanıkla ispat edilmesi mümkün olmasa da, bu durumda tanıkla ispat yoluna müracaat edebilecektir. (21)
Yargıtay bir kararında; davacı eş, davalı kocasından düğünde takılan ziynet eşyalarının iadesini talep etmektedir. Davacı eş ile davalı koca arasında imzalanan belgede, taraflara ait olan eşyaların listesi yer almakta olup, bu eşyaların davacı eş tarafından alınmadığı belirtilmektedir. Davalı koca ise, belgeyi okumadan imzaladığını, eşinin giderken söz konusu eşyaları üzerine takıp ve yanına alıp gittiğini iddia etmektedir. Yargıtay, davalı kocanın belgeyi imzalamakla içeriğini kabul etmiş sayılacağına karar vermiştir. Belgenin hazırlanması sırasında orada bulunan şahitler de belgenin içeriğini teyit ettiklerinden Yargıtay Mahkeme’nin kararını bozmuştur.(22)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu başka bir kararında ise; kadastro çalışmalarında mahalli bilirkişi olarak görev alan kişi, kendisinin zilyet ve tasarrufu altında olan taşınmazı, kadastro tespiti sırasında, mer’a olarak tespit edildiği için kadastro tespitinin iptalini ve taşınmazın adına tescil edilmesini talep etmektedir. Davacı mahalli bilirkişi olarak bulunduğu kadastro tespiti sırasında, kendisine toplu olarak verilen tutanakları okumadan imzaladığını iddia etmektedir. Yargıtay yapmış olduğu değerlendirmede, davacının belgede yer alan ikrar niteliğindeki beyanının koşullarının oluşup oluşmadığı üzerinde durmuştur. Sonuç olarak da, okunmadan imzalanan belgedeki metnin davacıya açıkça okunmadığı ve vermiş olduğu beyanın iradesini yansıtmadığına kanaat getirmiştir.(23)
Yargıtay’ın başka bir kararında; Kişi üzerine kayıtlı daireyi oğluna, tapuda ölünceye bakma sözleşmesine göre devretme arzusundayken, oğlunun babasına okunmadan imzalattığı belge sebebiyle taşınmazdaki tüm daireleri kendi adına geçirmiştir. Durumun farkına varan baba ise, okumadan imza attığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkeme, babanın oğlu tarafından yanıltılarak, bir tane daire yerine taşınmazın tamamının devredildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Temyiz aşamasında davacı tarafından önce feragat dilekçesi verilmiş, daha sonra dilekçenin iradesini yansıtmadığını, içeriğini idrak edebilecek durumda olmadığını ve imzanın da kendisine ait olmadığı iddiasıyla feragat beyanını reddetmiştir. Yargıtay tarafından feragat beyanındaki eksiklik sebebiyle bozulan dosyada, Mahkeme tarafından yapılan değerlendirme davacı babanın, feragat beyanının altındaki imza kendisine ait olsa dahi sonuçlarını idrak edebilecek durumda olmadığından ve oğlu tarafından yanıltıldığından bahisle kararında direnmiştir. Yargıtay kararında, feragat beyanına ilişkin aldatma, yanıltma veya korkutma olabileceği konusunda görüşünü bildirmekle beraber, öncelikle imza itirazındaki incelemenin yapılması gerektiğinden direnme kararını reddetmiştir. Bu Yargıtay ve Mahkeme kararında üzerinde durulması gereken husus, oğlu tarafından iradesi yanıltılan babanın sonuçlarının ne olabileceğini bilmediği feragat beyanını Mahkeme’ye sunması neticesinde irade sakatlığı sebebiyle beyanının geçersiz olduğu ve okumadan imzalamış olduğu belgenin geçerli olmadığı yönünde verilen Mahkeme kararıdır.(24)
Başka bir olayda, taraflar arasında iki adet sözleşme imzalanmıştır. Bunlardan bir tanesi kooperatif hissesinin devrine ilişkin olup diğeri ise arsa satışına ilişkindir. Davacının iddiası, arsa satışına ilişkin sözleşmenin ikinci nüshası olarak hazırlandığını düşündüğü sözleşmeyi okumadan imzalaması sebebiyle yanıltıldığını aslında kooperatifteki hissesini devretme iradesinin olmadığını iddia etmektedir. Davacı BK31. Maddede (Yeni BK m.39) belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde kooperatife, hissesini devretmediğine dair müracaat ettiği ve beş yıllık zamanaşımı süresi içerisinde davasını ikame ettiği, her iki sözleşmede de tutarların aynı olduğu fakat hisse devrinin değeri aslında daha yüksek olduğundan bunun hayatın olağan akışına ters düştüğü gerekçesiyle sözleşmeye bağlı kalmayacağı şeklinde Mahkeme tarafından verilen karar Yargıtay tarafından da onanmıştır. Davalıların karar düzeltme talepleri de Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Bu karardan da anlaşılacağı üzere, okunmadan imzalanan belgeyi imzalayan kişinin iradesi olmamasına rağmen yanıltılarak elinden alınan belgenin geçersiz olduğuna değinilmiştir.(25)
Yargıtay’ın tanık dinlenmesine ilişkin bir kararında; senedi okumadan imzalamanın kural olarak hile özelliğini taşımadığını kabul etmektedir. Olayda, gidilen arzu halcide yerin dar olması sebebiyle davalının tek başına metni yazdırmasından sonra davalı, tarafların anlaşmalarına uygun şekilde metnin düzenlendiğini söyleyerek davacının belgeyi okumadan imzalamasına sebebiyet vermiştir. Mahkeme’nin vermiş olduğu iptal kararı, Yargıtay tarafından hile koşulları oluşmadığından bahisle, tanık da dinlenemeyeceğinden Mahkeme’nin kararını bozmuştur. Direnme sebebiyle yeniden Yargıtay’ın önüne gelen dosyada, tarafların anlaşmalarının aksine metnin doldurulması ve belgeyi imzalayan kişinin metni okumaya dahi fırsat tanınmadan belgeye imza atılmasına sebebiyet verildiği için, hile olgusunun varlığında tanık dinlenebileceğinin göz önünde tutulması gerektiğine karar vererek direnme kararında gösterilen sebepten dolayı hükmü bozmuştur.(26)
Yargıtay’ın bir kararında ise, belgeyi bile bile okumadan imzalayan kimse, belge içeriğinin, kayıtsız şartsız kendi iradesini yansıttığını kabul etmekte olduğu görüşündedir. Kişi içeriği hakkında herhangi bir tasavvuru olmadan imzalamış olduğu belge için daha sonra yanılma sebebiyle iptalini talep edemeyecektir. Belgenin okunmadan imzalanması, söz konusu belgenin güven ilkesince geçerli olduğu sonucunu doğurmaktadır.(27)
Güven üzerine muhataba teslim edilen boş belgenin, imzayı atan kişinin iradesine aykırı olarak doldurulması ve kişinin güttüğü amaç dışında hazırlanmış bir metnin, arzusuna yönelik hazırlandığını düşünerek okumadan imzalaması günlük hayatımızda çokça karşılaşılan bir durumdur. Haliyle imzayı atan kişinin güveninin kötüye kullanılması ve yanılması gibi durumlarda, bunun imzayı atan kişi tarafından tasavvur edilmesi gerekliliği hakkında öğretide görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Uygulamada, imzayı veren kişinin olası tehlikenin farkında olduğu ve yapılan işlemin hukuki sonucuna katlanması gerektiği sonucu hakimdir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kıyasen uygulanması neticesinde bu gibi durumların tanıkla ispatını mümkün kılmamaktadır. Yaşanan hak kayıpları karşısında yapılacak savunmanın, hukukumuzda hakim olan haliyle senede karşı senetle ispat şeklinde olabileceği kabul edilmektedir. Senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında HMK’da irade bozukluğundan bahsediliyor olsa da, bu hükümden yararlanabilmek için, söz konusu belgenin korkutma veya aldatma yoluyla imzayı atandan alınması gerekmekte olduğu Yargıtay kararlarında hakim görüştür.
Deynekli, Adnan., “Türk Borçlar Kanunu’nda Yer Alan Usul Hükümleri”, İstanbul Ünv. Hukuk Fakültesi Dergisi, C:2, Sayı 2, 2011, SS.45-97 (www.legalbank.com) (Erişim Tarihi:24.04.2020)
Kanışlı, Erhan., İsviçre-Türk Hukukuna Göre Sözleşmenin Kurulmasında Yanılma, 1.Baskı, İstanbul: Onikilevha, 2018
Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder., Medeni Usul Hukuku, 16.Baskı, Ankara: Yetkin Basımevi, 2005
Oğuzman, Kemal / Öz, Turgut., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C:1, 16.Bası, İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2018
Özen, Burak., “Beyaza İmza Sorunu Üzerine Düşünceler”, Legal Hukuk Dergisi, Yayın 62, 2008, SS:409-428 (www.legalbank.com) (Erişim Tarihi:24.04.2020)